
ŞÜKRAN TAŞDELEN
İslami duyarlılığa sahip halkımızın büyük kesimi tarafından hoşnutsuzlukla karşılanan ve tasvip edilmeyen yıl dönümü geliyor\geldi. İnanan bir mümin olarak tedirgin olmamak mümkün değil. Bazı kimseler buna bir sorun gözüyle bakmıyor olabilirler… Hatta batı tarzı hayatı benimseyenler için eğlence kültürünün yaygınlaştırılmasıyla nefislerin yoldan çıkması için büyük fırsat olarak kabul edilen yılbaşı kutlamaları tasvip bile ediliyor. Ve bu fırsattan da her türlü aşırılık, bayağılık ve taşkınlıklar gösterilerek faydalanılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bir Müslüman olarak, Müslüman bir ülkede yaşanan garabetleri gördükçe, yüreği sızlıyor insanın. Akabinde (yılbaşı ertesinde), eğlence mi yaşanmış, saldırıya mı uğramış anlaşılmayan mekânlar, adeta tarumar edilmiş yerler, eğlence uğruna ölen insanlar, milyon dolarlık heba edilmiş masraflar, ülke bütçesine ve mütedeyyin halka çıkarılan faturalar…
Her şeyden önce şunun idrakinde olmalıyız, yılbaşı diye kutlanıp bize dayatılan eğlenceler kesinlikle bizim kültürümüze ait argümanlar değildir! Dinimizde, örfümüzde ve kültürümüzde olmayan bazı şeyler, halkın tasvibini almadığı halde toplum içinde zoraki olarak yaşatılıyorsa, burada bir kültürel emperyalizm var demektir. Bu noktanın ayırdına varmalıyız, bu bir… İkincisi, ulusal takvim olarak Ocak’ı yılın başı olarak kabul etsek bile, toplumsal gelenek ve alışkanlık olarak bu günü kutlamak zorunda değiliz. Yani yılbaşıdır diye başka dinlerin kutsallarını kutlamak bizim harcımız değil. Bir üçüncüsü, yılbaşı kutlamaları hangi milli derdimize çare oluyor? Hangi sorunları bitiriyor? Ya da halkın hangi problemine dişe dokunur bir çözüm sunuyor? Yoksa yeni problemler mi yaratıyor? Bunları değerlendirmek gerekir.
Yılbaşı kutlamaları adı altında her türlü günah, haram ve ahlaksızlık bir nevi meşrulaştırılıyor ve yaygınlaştırılıyorsa, buna halk olarak tavır almak ve üstümüze düşen uyarıları yapmak zorundayız. Her Müslüman bu konudaki duyarlılığını göstermek durumundadır emr-i bil maruf açısından… Üzerimize düşen sorumluluğu yapıp “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi bir işlevi olan yılbaşı kutlamalarının” haram ve kabul edilemez olduğuna dair varsa yılbaşı kutlamaları yapan yakınlarımızı, akrabalarımızı ve komşularımızı ikna etmemiz ve düşülen fahiş yanlışların düzeltilmesine katkımız olmalıdır. Toplum olarak ne yazık ki başka kültürlerin saldırısına maruz kalmış ve dengemizi kaybetmiş bir vaziyetteyiz. İnsanımız bu kökü dışarıda olan adetlere gün geçtikçe daha fazla bağlanır oldu. Kendi öz kültür ve medeniyetinden ise fersah fersah uzaklaşıyor da farkında değil…
Devlet eliyle kumarın yılbaşı piyangosu adı altında yaygınlaştırılması da ayrı bir sorun teşkil ediyor. Hem kumarın kötü bir alışkanlık olduğu okullarda işleniyor, hem de tam da verilmek istenen eğitsel alışkanlığı boşa çıkaracak şekilde, devlet teşvikiyle kumar özendiriliyor. İnsanlar kısa yoldan köşe olmaya ikna ediliyor. İslami bilinç ve duyarlılık olmadığı, cehalet de diz boyu olduğundan insanımız pisipisine kanıyor buna. Ee, ne de olsa devlet eliyle yapılıyor… Güvenilirdir! Sonra da kumar yüzünden dağılan yuvalar, yetim kalan çocuklar muhabbeti gırla gidiyor… Tutarsızlığın böylesi deli eder insanı! Gel de ruh sağlığını muhafaza et!
Ha bir de öğretmenler eliyle öğrencilere yaptırılan uygulamalar var ki, buna tam olarak ne denir bilmiyorum! İşgüzarlık mı, gaflet mi, yoksa Hıristiyanlığa özendirmenin dik alası mı? Neredeyse kutsal bir alışkanlık gibi dayatılan ve öğrencilik hayatımızın başından beri mütemadiyen her yıl hediyeleşmek zorunda bırakıldığımız hediyeleşme faslı... Kuralar çekilir, arkadaşlar zoraki olarak birbirine hediye alırdı. Acaba hediyeleşmek istiyor muyuz, istemiyor muyuz diye öğrencilerin fikri bile alınmazdı. İlla da hediyeleşeceksiniz diye dayatılırdı! Üstelik hediye verilecek kişi kura ile seçilirdi. Hiç sorulmazdı, acaba kurada çıkan arkadaşına hediye vermeyi can-ı gönülden istiyor musun diye! Aslında böyle uygulamalara “Size ne kardeşim, ben arkadaşıma hediye veriyor muyum, vermiyor muyum? Hem vermek zorunda mıyım? Hediye vermek istesem, buna dair, canım kültürümüzün cılkı mı çıktı ki, yılbaşlarını bekleyeyim? Neden Hıristiyan geleneğini yaşatan bir günde hediyeleşmeyi seçeyim?” demek hakkım değil mi?
Mesele hediye vermek ise, bu zoraki uygulamalarla yapılamaz. Zaten sevilen ve değer verilen arkadaşlara her zaman küçük- büyük demeden hediye almak yürekten gelen bir istemdir. Ve hediyeleşmek güzeldir, ama zorlamayla ve illa da yılbaşına getirmek ne kadar tutarlıdır? Ama mesele bu kadar basit değil! Bu en hafif söylemiyle Hıristiyan kültürünü empoze etmektir. Öğretmenler de buna bir nevi payanda oluyorlar belki istemeden… Halkın çoğunluğu bunun böyle olduğunu zaten biliyor ve tavır alıyor. Geri kalan azınlık ise ya gerçeklerden habersiz olduğu için nefsinin hoşuna gittiğinden dolayı şuursuzca kutluyor, ya da tam anlamıyla batı kültürüne ram olaraktan, onların geleneklerine sahip çıkan batı kazazedeleridir! Yılbaşını kutlamakla başları göğe erecek sanıyor biçareler! Kendi öz kültürünü bir tarafa atıp başka dinlere yamanarak, kendini kaybederek hiçleştiğinin, dahası artık “onlardan” olduğunun farkında bile değil bu güruh...
Yüzyılları bulan bir kültürümüz, medeniyetimiz ve geleneklerimiz vardır ki, batının hayal edemediği güzellikleri barındırmaktadır! En insancıl ve sevgi dolu uygulamalar bu kültürel kodlarımız içindedir. Mesela hediyeleşmek bir peygamber sünnetidir ki, batının menfaatperest hediyeleşmesinden birçok açıdan üstündür! İnsan merkezli, rahmet esaslı, dinimize dayalı adetlerimiz, illa da belli günlere de hasredilmemiştir. Peygambere uyan kişi, her gün ya da her ay bunu uygulayabilir. Yani zaman ve gün kısıtlaması yoktur! Hem sonra, neden İslami hicri takvimdeki Muharremi yılbaşı olarak idrak etmiyoruz? Aslında halkımızda Muharrem ayına dair bir bilinç inşasında bulunmalıyız. Çünkü hem dinimizin bir parçasıdır ve tamamen bize aittir. Hem de hicri yılbaşı vesilesiyle idrak etmemiz gereken son derece önemli İslami meselelerimiz vardır.
Ayrıca, etrafımızdaki insanlar bizden ilgi, şefkat mi bekliyor, neden hediyeleşmek için yılbaşını bekleyelim? Gönül kazanıp sevindirmek için özel gün beklemeye ne gerek var? İçimizden geldiği gibi ama bilhassa “peygamber sünneti” diye hediyeleşelim! Böylece birçok yüreğin sevgisini kazanmış oluruz! Hem de aramızdaki merhameti yaygınlaştırmış oluruz. Bunlar için çok büyük masraflara girmemiz ya da israf etmemiz de gerekmiyor.
Yılbaşı kutlamalarının arkasında kapitalist tüketim felsefesinin olduğunu da hatırlatalım bu arada... Çünkü para babalarının ekonomik çarkları, halka kabul ettirdikleri böylesi günleri kutlama bahanesiyle, insanlar tuzağa düşürülerek dönüyor! Dikkatli olalım, israf, haram ve ahlaksızlıklar kapitalist ekonominin vazgeçemediği tuzaklardır. Yılbaşını kutlamada bir mahsur görmeyen insanlarımız da, her yıl bu tuzağa düşme gafletini gösteriyorlar. Çok yazık!
Bizler uyarı vazifemizi yapmalıyız. Toplum yaşantımıza hiçbir şey katmayan, aksine kaybettiren, başka kültür ve dinlerin dayatmalarını kabul etmemeli, elimizden geldiği kadar da alternatif geleneklerimizi yaşatmalıyız. Çocuklarımıza da kendi öz kültürümüzün gereklerini vermeliyiz ki, kendilerini kültürel emperyalizmden koruyabilsinler. Görsel medyada, gazetelerde yılbaşı sonrası zarar- ziyana sizler de şahitsiniz. Eğlence adı altında toplum sağlığını ve huzurunu dinamitleyen uygulamalara karşı çıkarak, kendimizi ve yakınlarımızı kurtarmalıyız. Bunlara dur diyebilmek, kendi öz kültürüne sahip çıkmakla mümkün olabilir.
Bir de şu açıdan bakalım ve olur ki, yılbaşlarını kutlama gafletinde bulunan yakınlarımız için hatırlatma olur. Yıllar geçip gidiyor ve geri getiremiyoruz. Geçen zamanımızın telafisi yok. Hayat ayaklarımızın altından kayıp gidiyor. Giden yılları ne uğrunda ve nasıl geçirdiğimizden hesaba çekileceğimizi hatırlatalım, belki iyiliği emretme farizası yerini bulur da, hatasından dönen insanlarımız olur... Boşa geçirilecek bir anımız bile yokken, bir günü nasıl gözden çıkaralım değil mi?
Allah’a emanet...
25.12.2007
Fıtrat/Düşünce-Analiz